Barışı Getirelim
Tüm dünya kadınları hep el ele verelim Gücümüzü birlikte dünyaya gösterelim Aklımızı kullanalım savaşa dur diyerek Asırlardır özlenen barışı getirelim
Tüm dünya kadınları hep el ele verelim Gücümüzü birlikte dünyaya gösterelim Aklımızı kullanalım savaşa dur diyerek Asırlardır özlenen barışı getirelim
Anaç yüreğim bilemedin; Evdeyim akşama değin. İki büklüm, saçım-saçağım süpürge…
Düşünüyordum birden, içimde şimşek çaktı, Ilık, tatlı duygular, benliğimi kapladı, İç alemime aktı, gönlümü sarmaladı, Sevgiydi bu duygular, adeta kanatlıydı.
Ey İNSAN, sen çok yüce sınırsız bir varlıksın. Sonsuzluktan dünyaya, sınava atılmışsın. Madde cazibesine nasıl da kapılmışsın. Yerçekimini yenip, kozmik benliğini bul.
Biz bembeyaz, sevimli barış güverciniyiz. Dünyayı kucaklayan, sevgi, ışık seliyiz. Ağzında zeytin dalı, diyar diyar dolaşan. Mutluluk, huzur saçan bir barış elçisiyiz
Kadın denilen güneş bak ufuktan doğuyor. Alemleri nurlara, ışıklara boğuyor. Üstün bir anlayışla, sevgiyle, hoşgörüyle, Annelik şefkatiyle herkesi kucaklıyor.
Ben beyaz bir nilüferim Göksel rahmeti içerim Gönülden, özden söylerim Hep O’nunla gülümserim
“Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” bilin bakalım bu ne… Çocukluğumuzda bu gibi bilmecelerle zihin oyunları oynardık. Çok eğlenirdik. Grupta kimler varsa yeni yeni bilmeceler bulur, kimsenin bilemeyeceği bilmeceler söylemeye gayret ederdik.
Aralık ayının sonlarını yaşadığımız şu günlerde, akşam evde camın önünde oturmuş, dışarıyı seyrediyordum. Kar yağıyordu. Kar tanecikleri sokak lambalarının ışık yansımalarına ritim tutarak dans ediyor, beyaz tüy parçacıkları misali yığınlar halinde yere düşüyordu. İnsanlar bir an evvel evlerine ulaşabilmek için koşturuyordu.